Bayrak, bizde yalnızca rüzgârla konuşan bir temisiliyet değildir.
O, kut’un gölgesi, devlet aklının sesi, milletin kader defteridir.
Ve o bayrak ters döndüğünde, yalnızca bir kumaş değil, zamanın yönü değişir.

Kadim Türk devlet geleneğinde ters bayrak, sıradan bir yas işareti dee değildir.
Bu, son ikazdır.
Bu, sözün bittiği, kılıcın konuşmaya hazırlandığı andır.
Bu, direnişin devletleştiği, savaşın kutsiyet kazandığı eşiktir.

Türkler için nizam bozulduğunda, işaret gökten gelir.
Gök Tanrı inancında her şeyin bir düzeni vardır; düzen bozulduysa, işaret tersine döner.
Bayrağın ters çevrilmesi, “Her şey yolunda” demek değildir;
aksine, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” demektir.Screenshot 52-5

Orhun Yazıtları’nda açıkça hissedilen bir hakikat vardır:
Devlet, gevşediğinde çöker; millet, uyuduğunda dağılır.
Bu yüzden Bilge Kağan’ın sesinde yalnız öğüt değil, uyandırma çığlığı vardır.
Ters bayrak da işte bu çığlığın görsel karşılığıdır.

Bu bir çağrıdır.
Saraydan obaya, ordudan halka yayılan bir çağrı…
Barışın askıya alındığını, beklemenin ihanet sayıldığını ilan eden bir çağrı…

Tarih bize şunu öğretir:
Türk devleti, savaş ilanını her zaman kelimelerle yapmaz.
Bazen bir sancak yeter.
Bazen o sancak ters çevrilir ve millet anlar:
Artık geri çekilmek yoktur.

Hunlardan Göktürklere, Selçuklulardan Osmanlı’ya uzanan çizgide bayrak, devletin namusu sayılmıştır.
Osmanlı’da sancağın düşmesi, ordunun düşmesiyle eş tutulur.
Çünkü sancak ayakta ise devlet ayaktadır.
Ama sancak ters ise…
İşte o zaman devlet, milletini ayağa kalmaya çağırıyordur.

Bu noktada ters bayrak, bir acziyet değil;
tam tersine, son direnişin kutsanmasıdır.
Bu, “Her şeyimizi ortaya koyduk” deme biçimidir.
Bu, ölümü göze almış bir devlet aklının ilanıdır.

Ve burada kutsiyet devreye girer.
Çünkü Türk savaş anlayışı, talan için değil; nizam için yapılır.
Savaş, ancak düzen bozulduğunda meşru kabul edilir.
Ters bayrak da bu meşruiyetin sessiz fetvasıdır.

Bugün ters bayrağı anlamayanlar, onu yalnızca bir provokasyon sanır.
Oysa bilmezler ki bu işaret, bin yıllık bir hafızanın parmak izidir.
Bu, “Son kez soruyorum” diyen bir devlet dilidir.
Cevap gelmezse, ok yaydan çoktan çıkmıştır.

Son söz şudur:
Ters bayrak, yenilginin değil,
kaderle hesaplaşmanın sembolüdür.
Bu millet, bayrağını ters çevirdiğinde ağlamaz;
ayağa kalkar.

Bugün ters bayrağı yalnızca bir görüntü sananlar yanılır.
O, Türk devlet aklının bin yıllık hafızasında mühürlenmiş bir işarettir.
Bu akıl; aceleyle değil, sabırla karar verir;
susarak konuşur, konuştuğunda ise tarihi yerinden oynatır.
Ters bayrak, işte bu suskunluğun içindeki en yüksek sestir.
Devletin, milletine fısıldadığı değil; milletini ayağa kaldırdığı andır.

Kadim Türk devlet geleneğinde her sembol kutsaldır, çünkü her sembol emanettir.
Bayrak da o emanetlerin en yücesidir.
O ters döndüğünde, bu bir dağınıklık değil;
kut’un yeniden çağrılması, devletle milletin kader birliğinin tazelenmesidir.
Bu işaret, “Vakit doldu” demektir.
Artık beklemek değil, devleti yaşatmak farz olmuştur.

Ve Büyük Türk Milleti…
Bu çağrıyı duymuş, bu işareti okumuş bir millettir.
Tarihin her kavşağında, bayrağın gölgesinde toplanmayı bilmiş;
devleti düşerken değil, ayağa kalkarken omuzlamıştır.
Ters bayrak, bu millete yenilgiyi değil, istiklali hatırlatır.
Çünkü Türk milleti için bayrak, yalnızca dalgalanan bir sembol değil;
uğruna can verilen, uğrunda kader yazılan mukaddes bir yemindir.