Demokrasilerin kalitesini ölçen yalnızca seçimler değildir. Bir toplumun eleştiriye, farklı fikirlere ve mizaha gösterdiği tahammül de o demokrasinin olgunluk seviyesini ortaya koyar.

Son yıllarda özellikle stand-up gösterileri, klasik komedinin çok ötesine geçerek adeta toplumsal bir meşveret alanına dönüşmeye başladı. İnsanlar yalnızca gülmek için salonlara gitmiyor; gündelik hayatın çelişkilerini, siyasetin dilini, bürokrasinin hantallığını ve toplumun kendi içindeki paradoksları farklı bir pencereden görmek için de bu gösterileri takip ediyor.

İşte tam da bu noktada komedyenlerin üstlendiği rolü doğru okumak gerekiyor.

İyi bir komedyen, yalnızca espri yapan kişi değildir.

İyi bir komedyen aynı zamanda iyi bir gözlemcidir.

Toplumu okur.

Siyaseti takip eder.

İnsan psikolojisini analiz eder.

Kelimeler arasında ilişki kurar.

Çelişkileri yakalar.

Ve bütün bunları birkaç dakikalık bir anlatının içine ustalıkla yerleştirir.

Bu kolay değildir.

Çünkü mizahın temelinde yalnızca kahkaha değil, yüksek bir zekâ, güçlü bir hafıza ve derin bir gözlem kabiliyeti vardır.

Bu çerçevede komedyen Deniz Göktaş'ın siyasi ve politik mizahını da bu perspektiften değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

Kullandığı ironi, kurduğu bağlam, gündemi okuma biçimi ve siyasetin çelişkilerini mizah diliyle anlatabilme becerisi, yalnızca komedi üretmekten ibaret değildir. Aynı zamanda zekânın sahneye yansıyan biçimidir.

Bu nedenle kendisini tebrik ediyor ve takdir ediyorum.

Çünkü siyasi mizah üreten insanların çoğalması, toplumun düşünme kapasitesinin de zenginleşmesi anlamına gelir.

Ancak burada çok daha önemli gördüğüm başka bir mesele var.

O da siyasetin mizahla kurduğu ilişki...

Son dönemde dikkatimi çeken en önemli yanlışlardan biri, bazı siyasetçilerin komedyenlerin yaptığı siyasi esprilere doğrudan cevap verme ihtiyacı hissetmesidir.

Kanaatimce bu doğru bir yöntem değildir.

Çünkü iki farklı mecra vardır.

Birisi sahnedir.

Diğeri devlet kürsüsüdür.

Birisi mizah üretir.

Diğeri kamu yönetir.

Birisi ironiyle konuşur.

Diğeri sorumluluk diliyle...

Birisi alkış alır.

Diğeri millet adına karar verir.

Dolayısıyla bu iki alanın birbirine karıştırılması, her iki alanın da tabiatına zarar verir.

Komedyenin görevi güldürürken düşündürmektir.

Siyasetçinin görevi ise temsil etmektir.

Devleti temsil etmektir.

Milleti temsil etmektir.

Kurumu temsil etmektir.

Ve temsil makamlarının en önemli sermayesi ciddiyettir.

Devlet ciddiyeti, her söylenene cevap vermekle değil; hangi söze cevap verilmeyeceğini bilmekle korunur.

Çünkü bazen sessizlik, en güçlü cevaptır.

Bir siyasetçi mizah sahnesine çıktığı anda, mizahçının kurallarını kabul etmiş olur.

Oysa siyasetçinin zemini orası değildir.

Siyasetin ağırlığını stand-up sahnesinin ritmine teslim etmek, farkında olmadan makamın temsil gücünü zayıflatabilir.

Elbette mizah da sınırsız değildir.

Hakaret, iftira, kişilik haklarına saldırı ya da toplumun ortak değerlerini aşağılamak mizah olarak değerlendirilemez.

Ancak politik taşlama, hiciv ve ironi, yüzyıllardır demokrasilerin doğal reflekslerinden biridir.

Baskılanması değil, anlaşılması gerekir.

Çünkü mizah çoğu zaman toplumun nabzını tutar.

Bazen bir komedyenin sahnede anlattığı beş dakikalık bölüm, onlarca kamuoyu araştırmasının ulaştığı sonucu tek cümlede özetleyebilir.

Bu yüzden akıllı siyaset, mizahla kavga etmez.

Mizahın anlattığını anlamaya çalışır.

Güçlü siyaset, espriden korkmaz.

Kendine güvenen lider, eleştiriyi tehdit olarak görmez.

Olgun devlet adamı ise mizahı düşman değil, toplumun nabzını tutan bir termometre olarak okuyabilir.

Toplum açısından da aynı olgunluğa ihtiyaç vardır.

Sadece kendi siyasi görüşümüze yapılan mizahı hakaret, karşı tarafa yapılanı ise zekâ ürünü görmek samimi değildir.

Mizah herkese eşit mesafede durabildiği ölçüde değerlidir.

Aksi hâlde mizah olmaktan çıkar, propaganda aracına dönüşür.

Sonuç olarak kanaatim odur ki; komedyenlerin siyasi mizah üretmesi demokratik toplumların zenginliğidir.

Siyasetçilerin görevi ise bu mizahla polemik üretmek değil, toplumun neden güldüğünü anlamaya çalışmaktır.

Çünkü bazen kahkahalar, alkışlardan daha fazla şey anlatır.

Ve bazen bir espri, uzun siyasi nutukların ifade edemediği hakikati tek cümlede görünür hâle getirir.

Mizahın sahnesi ile siyasetin kürsüsü birbirine karıştırılmamalıdır.

Her iki alan da kendi ağırlığını ve kendi saygınlığını koruduğu mü